Değer Yaratmanın Formülü Podcast Por Mete Yurtsever arte de portada

Değer Yaratmanın Formülü

Değer Yaratmanın Formülü

De: Mete Yurtsever
Escúchala gratis

Bu podcast şirketlerin değer yaratmasının çalışan ve müşterilerine insan odaklı yaklaşmalarıyla mümkün olacağını, tasarım odaklı düşünme, davranış psikolojisi, inovasyon ve yaratıcılık alanında uzman yerli ve yabancı, profesyonel ve akademisyenlerin görüşleri ışığında ele alıyor. 📧 mete@innolabz.ist👨‍💼 linkedin.com/in/meteyurtsever© 2023 Değer Yaratmanın Formülü Ciencia Ciencias Sociales Desarrollo Personal Economía Marketing Marketing y Ventas Éxito Personal
Episodios
  • der ya Kitap Kulübü ile Sanatçının Yolu
    Apr 13 2026

    Kitap kulübümüzün 63’üncü buluşmasında Julia Cameron'ın Sanatçının Yolu adlı kitabını konuştuk.

    1992'de yayımlanan ve dünya genelinde milyonlarca okura ulaşmış olan bu kitap, yaratıcılığı bir yetenek meselesi olarak değil, hepimizin içinde zaten var olan ama zamanla tıkanan bir güç olarak ele alıyor. Cameron, on iki haftalık yapılandırılmış bir program aracılığıyla okuyucuyu bu gücü yeniden keşfetmeye davet ediyor. Programın iki temel pratiği var: her sabah üç sayfa serbest yazı yazmak — "sabah sayfaları" — ve haftada bir kez kendinize yönelik küçük bir "sanatçı buluşması" düzenlemek.

    Bu kitap kulübümüzde yeni bir sayfa açtı. Sevgili Mürsel Çavuş’un tavsiyesi ve Sevgili Yasemin Karakaya’nın inisiyatifiyle kitabı yalnızca okumakla yetinmeyip, yaklaşık üç ay boyunca kitabın kendi önerdiği yapıyı izleyerek bir atölye çalışması yaptık. Bu nedenle tartışmamız hem kitap hem de bu deneyim üzerine şekillendi.

    der ya’da veya kitap kulübünde bunca yıldır birbirimizin gelişimine katkı sunmaya çalışıyoruz. Ama hiçbir dönemde bu kadar yoğun ve destekli bir süreç yaşamamıştık. Bu her ne kadar bireysel bir tecrübe de olsa, birbirimizden güç ve ilham aldığımız bir süreç oldu. Burada Yasemin’in yönlendirmeleri, değerlendirmeleri, büyük özveriyle 12 hafta boyunca Pazar günleri hem sabah hem akşam en az ikişer saatini ayırması, eşi Sezgin’in kurguladığı yapay zeka destekli platform eşsiz bir ortam sağladı.

    Grup, kitabı tek başına okumanın çok ötesinde bir şey yaşadığı konusunda büyük ölçüde hemfikirdi. Pek çok katılımcı daha önce bu kitabı almış, hatta okumaya başlamış; ama bırakmış. Atölye ortamı, yani birlikte yürünen bu yol, sürekliliği mümkün kılan şey oldu. Sabah sayfalarını düzenli tutmak tek başına zorken, grubun varlığı, kolaylaştırıcının rehberliği ve tabii dijital platform bu pratiği somut ve sürdürülebilir hale getirdi.

    Kitabın özünde ise bildiğimiz ama baş edemediğimiz iki temel kavram olduğunu söyleyebiliriz. İlki "erdem tuzağı" kavramı; yani toplumsal beklentilere göre şekillenmiş, içimizden gelmeyen davranışlarla örülü bir hayat sürmek, diğeri de öz şefkat meselesi. Kendimize, bir çocuğa göstereceğimiz nezaketi, anlayışı gösterememek; kendimizi sürekli acımasızca eleştirmek. Bunlara ek olarak platformdaki "gölge ayna" uygulaması da pek çok katılımcı için zorlu ama dönüştürücü bir yüzleşme aracı oldu.

    Atölyeye 130 kişi başlamıştı, herkes sürdüremedi haliyle ama bir arkadaşımız da “buna nasıl cesaret ettiniz” diye sordu. Ona çok güzel yanıtlar geldi. Bu düşüncelere de bir blok halinde yer verdim, özellikle harekete geçmeye veya içindeki yaratıcıyı aramaya veya yüzleşmeye tereddüt edenler için rehber niteliğinde, dinlemenizi tavsiye ederim.

    Bu bölümde bir çok arkadaşım söz alıp bizlere teşekkür ettiler ama pek azının özellikle kitap hakkındaki görüşlerine yer verebildim; sırasıyla: (03:24) Elif Ceylan, (04:53) Bengü İlhan, (05:59) Cem Serhat Musabeyoğlu, (07:25) Belgin Elmas, (10:42) Ahmet Bütüner, (12:50) Sabah Yılmaz, (15:21) Elif Ceylan, (18:24) Şule Sönmez, (21:38) Filiz Kartal, (24:11) Elif Çetin, (26:48) Betül Akan, (27:58) Hatice Ergüven Doydum, (30:21) Ahmet Bütüner-(31:05) Şule Sönmez-(31:41) Elif Çetin-(33:13) İpek Altuner, ve (34:27) Yasemin Karakaya

    Support the show

    Más Menos
    42 m
  • der ya Sinema Kulübü ile Paris'te Gece Yarısı
    Apr 6 2026

    Sinema kulübümüzün 29’uncu buluşmasında, yönetmenliğini Woody Allen'ın yaptığı, başrollerinde Owen Wilson, Rachel McAdams ve Marion Cotillard'ın oynadığı, 2011 yapımı “Paris'te Gece Yarısı” adlı filmi konuştuk.

    Film, nişanlısının ailesiyle Paris'e gelen senarist ve romancı adayı Gil'in hikayesini anlatıyor. Gil, her gece yarısı gizemli bir biçimde 1920'lerin Paris'ine gidiyor; Hemingway, Fitzgerald, Picasso, Dalí gibi dönemin efsanevi isimleriyle yüz yüze geliyor. Woody Allen'ın En İyi Özgün Senaryo Oscar'ıyla ödüllendirilen bu filmi, geçmişe duyulan özlemin ve "altın çağ" yanılsamasının zarif bir anatomisini sunuyor.

    Filmi orijinal konusu ve eğlenceli atmosferi ile beğendiğimizi söyleyebilirim. Filmde en çok hissedilen konu olan nostaljiyi konuştuk önce. Kaçınılmaz bir insani duygu mu, yoksa anda kalmaktan bir kaçış mı? Filmde her dönemdeki karakterlerin kendinden önceki çağa özlem duyduklarını izliyoruz. 1920'lerin insanı Bell Époque'a, o dönem de Rönesans'a öykünüyor. Bu kısır döngünün farkına varmak, şimdiyi seçmenin ilk adımı olsa gerek. Filmin sonunda Gil'in yaptığı da bu oldu.

    İnsanın açmazlarından bir diğeri de, sahip olmadığı şeye özenmesi ya da sahip olduklarının kıymetini bilmemesi. Öte yandan bu dışsal motivasyonların, ihtiyaçlar karşılanır karşılanmaz yerini yenilerine bıraktıklarını biliyoruz. Bu da filmin bize çağrıştırdığı kavramlardan biriydi.

    Şehirlere yüklediğimiz anlamları konuşurken Paris’i İstanbul ile de kıyaslamadan duramadık ve bu güzel şehri nasıl koruyamadığımıza hayıflandık.

    En sonda bir hayal sorusu sorduk birbirimize: Geçmişe gidebilseydiniz, kiminle sohbet ederdiniz, kimin sofrasına otururdunuz? Atilla İlhan, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler geldi. Ama onları tanımanın satırlarının büyüsünü bozmasından endişe etmedik değil.

    Toplantıyı Betül Bayraktar ve Mürsel Çavuş’la götürdük diyebilirim, edebiyat alanının iki uzmanı olmaları itibariyle başkaları söze girmeye cesaret edememiş olabilir, bilemiyorum.

    Support the show

    Más Menos
    17 m
  • der ya Kitap Kulübü ile Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
    Mar 30 2026

    Kitap kulübümüzün 62inci buluşmasında Ursula K. Le Guin'in Kadınlar Rüyalar Ejderhalar adlı kitabını konuştuk.

    Ursula K. Le Guin, 20. yüzyılın en özgün ve en çok okunan yazarlarından biri. Bilim kurgu ve fantezi edebiyatında adı Tolkien ile birlikte en tepede anılan Le Guin, romanlarıyla olduğu kadar denemeleriyle de edebiyat dünyasına derin bir iz bırakmış bir yazar. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, farklı dönemlerde yazdığı deneme ve makalelerinden derlenen bir seçki. Kitap; bilim kurgu ve fantezinin edebiyattaki yeri, hayal gücünün insan için ne anlama geldiği ve kadın olarak yazmak üzerine Le Guin'in tavizsiz, doğrudan sesiyle konuşuyor bize.

    Bu buluşmada kitabı gerçekten dikkatle sindirmeye çalışarak okuyup gelen arkadaşlarımız vardı. Pek çoğumuz hikayeler veya bir roman beklentisiyle okumaya başlamışız, ama elimizde deneme ve makalelerden oluşan, zihin açıcı bir kitap vardı. Bu yine de çoğumuz için hoş bir sürpriz olmuş.

    Bizde en çok yankılanan bölümler "Çocuk ve Gölge" ile "Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?" oldu. Le Guin'in Jung'dan beslenen "gölge" kavramı üzerine söyledikleri bizi derinden etkiledi: kötülüğü bir sorun olarak değil, bizimle birlikte yaşayan bir gerçek olarak görmek gerektiği fikri. Hayal gücünü reddetmenin insanı kendi iç dünyasından ve doğasından koparttığı üzerine konuştuk. Le Guin’in "Yetişkin bir insan, çocuk olmayan biri değil; yaşamayı başarmış bir çocuktur" cümlesi bunun en iyi fadelerinden biri sanırım.

    Metin, sessizlik ve müzik üzerine Le Guin'in tespiti de büyük ilgi gördü: müzikte notaları takip etmeden hayal gücümüze alan tanırken, dilde neden aynı özgürlüğü tanımadığımız sorusunu soruyor. Kurgu edebiyatın ise herhangi bir yazılı metinden farkını bu hayale alan açmasıyla açıklıyor. Bu türe mesafeli olanlarımızı bile bu bakış açısıyla bilim kurguya yeniden bakmasını sağladı diyebilirim.

    Toplantı ilerledikçe söz kaçınılmaz biçimde Le Guin'in feminist perspektifine ve kadın yazarlığına geldi. Yetmişlerde yazılmış satırların bugünün gerçekliğine bu denli dokunması hem şaşırttı hem düşündürdü. Hayal gücünün tarihsel olarak kadınsı ve çocuksu, yani değersiz görülmesi üzerine ciddi bir tartışma yaşandı. Kadının dili — hem anlatan hem dayanışma kuran, hem de var olabilmek için geliştirdiği dil — konuşmamızın merkezine oturdu.

    Benim açımdan şunu söyleyeyim: Le Guin bu kitapta, bilim kurgunun geleceği tahmin etmek değil, insanın içini anlatmak için var olduğunu söylüyor. Bunu okuyunca gençlerin okumadığını gördüğümde neden içimin burulduğunu daha net anladım. Kitaplar ve hikayeler, insanın kendisiyle ve insanlıkla kurduğu en kadim köprü. Onun yerini alacak başka bir araç yok bence.

    Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla:

    (03:24) Aycan Acar Şahin, (06:12) Neslihan Oruç, (09:01) Duygu Şahin, (11:33) Feyza Demir, (14:50) Mete Yurtsever, (15:53) Mehpare Şayan Kileci, (20:12) Mete Yurtsever, (21:05) Didem Güçlü İlgün, (25:59) Ebru Vural, (27:06) Feyza Demir ve (31:30) Dilek Geçit

    Support the show

    Más Menos
    37 m
Todavía no hay opiniones