Episodios

  • İnsan Zihninin Gelişigüzel Yapısı
    Jan 12 2026

    Bu bölümde size Gary Marcus’un Kluge (Kluuj diye okunuyor) adlı kitabı hakkındaki notlarımı aktaracağım. Bu kitabı Mürsel Çavuş tavsiye etmişti, önce ona teşekkür edeyim.

    2008 yılında yazılmış bir kitap. Davranış bilimi hakkında söylenen sözleri iyi bir hikaye anlatıcılığıyla kendi perspektifinden anlatıyor. O tarihte henüz yapay zekanın gelecekte erişeceği güç konuşuluyor ama bugünkü gelişmelerden çok uzağız. Bu kitabı okuduğumda şu bana çok çarpıcı geldi; insan zihninin ne kadar kusurlu olduğunu kabul edersek yapay zeka karşısındaki konumumuzu daha net belirleyebiliriz. Bizim özelliğimiz kusurlu olmamız. Bunu sahiplenmemiz lazım. Bu size garip gelebilir, bu bölümün sonunda bu noktaya geri geleceğim.

    Gary Marcus, New York Üniversitesi'nde psikoloji profesörü ve bilişsel bilim alanında önde gelen isimlerden biri. Yapay zeka, dil gelişimi ve insan zihni üzerine yoğunlaşan Marcus, hem akademik çalışmaları hem de genel okuyucuya hitap eden kitaplarıyla tanınıyor. Evrimsel psikoloji ve nörobilimdeki çalışmalarının yanı sıra, yapay zeka alanındaki eleştirel yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. "Kluge" kitabıyla evrimsel perspektiften insan zihninin kusurlarını ele alıyor ve bu kusurların aslında evrimsel sürecin doğal sonucu olduğunu gösteriyor.

    "Kluge" terimi mühendislikte kullanılan bir kavram: işe yarayan ama pek de zarif olmayan, yamalarla bir araya getirilmiş çözümler. Marcus, insan zihninin de tam olarak böyle olduğunu savunuyor - mükemmel bir tasarımdan ziyade, evrimsel süreçte üst üste eklenen, bazen birbirleriyle çelişen sistemlerden oluşan bir yapı.

    Doğa diyor, derme çatma çözümlere meyillidir, çünkü çözümlerin mükemmel ya da zekice olup olmadığını umursamaz. Bir şey işe yarıyorsa varlığını sürdürür ve yayılır, yaramıyorsa yok olur gider.

    Evrim doğası gereği mevcut sistemlerin üzerine ortam değişikliklerine göre yeni sistemler yığarak ilerliyor. Eski bir tarihte üretime başlayan bir fabrika gibi, bazı değişiklikler yenilemeler oluyor ama sıfırdan bir tasarım yapılmıyor, bir devamlılık var milyonlarca yıllık yaşamda.

    Support the show

    Más Menos
    17 m
  • Hayatınızın 2025 Muhasebesi, 2026 Planı
    Jan 5 2026

    Sizlerle yılın bu zamanında dört yıl önce başlattığım seriyi sürdürüyoruz. Geçirdiğimiz yılın bir muhasebesini yapıp, önümüzdeki yıl için bir plan yapıyoruz.

    Bunun için Year Compass adlı çalışmadan faydalanıyoruz. Macar bir grup arkadaşın yılbaşı gecesi için hazırladıkları birkaç soru içeren kitapçık 2012'de viral oluyor. O zamandan beri 61 ülkeden 500’den fazla gönüllü ile uluslararası bir hareket haline geliyor. 52 dildeki bu ücretsiz form milyonlarca kez indirilmiş.

    Arka arkaya sorularla, sağından solundan, kıyıdan köşeden yılınızın özetini önünüze döküyor ve analiz ettiriyor, ardından önümüzdeki yıl için kararlar aldırıyor.

    Bu çalışmayı son dört senede bireysel olarak yapıp der ya topluluğu içinde grup halinde değerlendiriyoruz, herkes uygun gördüğü kadarını paylaşıyor haliyle. Bu yıl da doldurduğumuz formlar üzerinden birlikte geçip, belki aklımızda net olmayan bazı kısımları netleştirmek için birbirimizden destek, ilham almış olacağız. Bu kararları alırken, başkalarının da benzer savaşlar verdiğini yani yalnız olmadığınızı bilmek ve bunları paylaşmak bize güç veriyor.

    Ben kendi adıma yıl içerisinde etraflıca bir değerlendirme yapma imkanı bulamıyorum. Bu çalışmayı yapacağımı bildiğim için kayıt tutmaya biraz daha dikkat ediyorum sadece, katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar hakkında mesela.

    Bu yıl ilk kez yapay zekayı işe koşayım dedim. Zira 2025’te tamamen Microsoft ürünlerinden çıkıp Google’ın ürünlerini kullanmaya başladım bu kayıtların çoğunun bulunduğu Outlook yerine Gmail, Google Calendar kullanıyorum. Gemini’dan bana bir özet hazırlamasını istedim ama çok verimli olmadı, biraz da notları sadece kendimin anlayabileceği şekilde girdiğim için. Belki onları da tag’lemem gerekiyor, tanışma toplantısı, davetli olduğum etkinlik gibi gibi. Her neyse yine kendim geçtim üzerinden ve bana daha iyi hissettirdi, detaylara girmek, bağlantıları kendim keşfetmek, üstünkörü bir özet yerine.

    Formu doldurduğumda her defasında bir örüntü yakalıyorum, neyi fazla veya eksik yaptığımı görebiliyorum. O anda koyduğum hedefler de yıl içinde değişebiliyor ama kısa süre için bile olsa bir yön belirlemek gerek. Zira bu hiç bitmeyecek bir yolculuk, ben de küçük adımlarla farklı patikalar deneyerek yolculuktan aldığım keyfi arttırmaya çalışıyorum.

    https://yearcompass.com/tr/#download/

    Support the show

    Más Menos
    21 m
  • der ya Kitap Kulübü ile Empedokles'in Dostları
    Dec 29 2025

    2025’in son bölümü ile karşınızdayım. Kitap kulübümüzün 60. buluşmasında Amin Maalouf'un "Empedokles'in Dostları" adlı kitabını konuştuk.

    1949 Lübnan doğumlu Maalouf, Semerkant gibi tarihsel kurgularıyla tanınsa da bu kez karşımıza siyasi bir komplo teorisi ile çıkıyor. Pandemi öncesinde kaleme aldığı kitap, nükleer tehditler ve teknolojinin insanlığın üzerindeki etkilerini tartışıyor. Teknolojinin bizi nasıl köleleştirdiği tartışmasına değişik bir açıdan ışık tutuyor.

    Toplantımızda bazı arkadaşlarımız Maalouf'un diğer eserlerinden bekledikleri edebi derinliği bulamadıklarını, karakterlerin ve kurgunun daha basit kaldığını düşündüklerini paylaştılar. Buna karşın, kitabın özündeki tartışma konusunun hepimize hitap ettiğini söyleyebiliriz.

    Empedokles, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış yani Sokrates öncesi bir antik Yunan filozofu. Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuş. Bu elementleri bir araya getiren gücün “sevgi”, ayıran gücün ise “nefret” olduğunu öne sürmüş. Efsaneye göre tanrılaşmak için Etna yanardağına atlamış ve bu hikaye, ölümsüzlük arayışı ve insanüstü bilgelik temalarıyla bu kitapta sembolik olarak kullanılmış.

    Kitabın bizi en çok düşündüren tarafı, ölümsüzlük gerçekten insanlık için bir kurtuluş mu yoksa yeni bir kölelik mi sorusu oldu. Yapay zeka ve teknolojinin geldiği noktada, bu sorunun pek de uzak olmayan bir gelecekte yanıt bulabileceğini konuştuk. Dervişin fikri neyse zikri de odur, biz de konuyu tüketim merkezli sistemden çıkış arayışına bağladık. Mevcut kapitalist sistemin sancılarını görüyoruz, yapay zeka ile ezberler bozuluyor ve insanın üretimdeki rolü tartışılır hale geliyor. Ama bu da bütün sistemin dayandığı tüketim için bir tehdit; öyle ya, geliri düşerse veya işsiz kalırsa tüketmek için parayı nereden bulacak insanlar? Hele ömür de uzarsa ne yapacaklar; çare ve umut bireysel üretimde bence.

    Kitap da çok umutsuz bir yerde kapanmıyor, çare sizsiniz diyor bir bakıma davetsiz misafirlerimiz. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (02:37) Olcay Büyükçapar, (03:43) Ebru Başaran, (05:19) Müge İrfanoğlu, (07:46) Olcay Büyükçapar, (11:00) Mürsel Çavuş, (14:46) Suat Soy, (18:10) Olcay Büyükçapar, (19:09) Cem Çağatay Karaali, (21:21) Müge İrfanoğlu, ve (21:50) Feyza Demir.

    Support the show

    Más Menos
    29 m
  • der ya Sinema Kulübü ile Büyük Budapeşte Oteli
    Dec 22 2025

    Sinema kulübümüzün 26. buluşmasında yönetmenliğini Wes Anderson'ın yaptığı, başrollerinde Ralph Fiennes ve Tony Revolori'nin oynadığı 2014 yapımı "Büyük Budapeşte Oteli" adlı filmi konuştuk.

    Film, iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa'da lüks bir otelin ünlü concierge'i Monsieur Gustave'ın ve genç çırağı Zero'nun başından geçen macerayı anlatıyor. Wes Anderson'ın kendine özgü görsel estetiği, pastel renkleri, simetrik kadrajları ve tiyatro sahnesi gibi dekorlarıyla göz dolduran bir sinema şöleni sunan yapım, aynı zamanda göçmenlik, faşizm ve kaybolmuş bir dünyanın nostaljisi gibi derin temaları işliyor.

    Filmin Otuz'lardaki canlı, rengarenk dünyasından giderek grileşen savaş sonrası döneme geçişi, dönemin ruhunu başarıyla yansıtıyordu. Aynı şekilde karakterlerin zerafeti, saflıkları, dürüstlüğü ve çalışkanlığı bize bir buruklukla toplumun geride kalan değerlerini hatırlatıyordu sanki.

    Filmin günümüze de ışık tutan mesajları dikkatimizi çekti. Mülteci sorununa insanca yaklaşımı, göçmenlere karşı ayrımcılık ve bu ayrımcılığın kuşaklar boyunca nasıl devam ettiği üzerine düşündük. Film nezaket ve zarafetin gücünü, samimi ilişkilerin ve yardımlaşmanın önemini bize hatırlattı diyebiliriz.

    Filmin farklı katmanlarını, sembollerini ve göndermeleri keşfetmek için birkaç kez izlenmesi gerektiğinde fikir birliğine vardık. Sonuç olarak hem görsel bir şölen hem duygusal hem de düşündürücü bir yapıt olarak "Büyük Budapeşte Oteli"ni keyifle izlediğimizi ve tartıştığımızı söyleyebilirim.

    Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (01:56) Ebru Başaran, (02:55) Suat Soy, (08:17) Mehpare Şayan Kileci, (10:57) Suat Soy ve Mete Yurtsever

    Support the show

    Más Menos
    17 m
  • Hayatına Küçük Deneylerle Yön Ver (Bölüm.2)
    Dec 15 2025

    Geçen haftaki bölümde Anne-Laure Le Cunff'ın Küçük Deneyler adlı kitabından PACT yaklaşımını ve değişimi parçalara bölerek nasıl küçük deneylere dönüştürebileceğimizi örnekler eşliğinde aktarmıştım.

    Bu bölümde ise harekete geçmemizin önündeki en büyük engellerden “erteleme” davranışı için Le Cunff’ın geliştirdiği HEAD-HEART-HAND modelini anlattım.

    Le Cunff ertelemeyi bir düşman değil, beyninizin size vermek istediği bir sinyal olarak görüyor. Erteleme yaşadığınızda mantık, duygu ve becerilerle kaynaklar açısından ihtiyaçlarınızın karşılanmadığı bir durum olduğunu fark etmenizi istiyor.

    Ertelediğiniz davranışa gerçekten inanıyor musunuz? İçsel motivasyonunuz mu var yoksa dışsal baskı mı? Bu sizi heyecanlandırıyor mu? "Yapmalıyım" mı diyorsunuz "yapmak istiyorum" mu? Bunu yapacak beceriye, araca ve desteğe sahip misiniz? Nereden başlayacağınızı biliyor musunuz?

    Yazar ertelediğiniz bir şey olduğunda kendinize bu üç soruyu sormanızı ve hangisi eksikse oraya odaklanmanızı tavsiye ediyor.

    Ben de kendi spor deneyimimi bu modele örnek olacak şekilde paylaştım.

    Son olarak da hizmet verdiğim şirketlerde sıklıkla karşılaştığım bir sorun üzerinden küçük bir deneyi nasıl tasarlayabileceğimizi ve karşılaşabilinecek bir dirençte HEAD-HEART-HAND analizinin nasıl kullanılabileceğini anlattım.

    Umarım bu örnekler size biraz ilham verir, bir çözüm ortağınıza bu iki bölümü dinlemesini salık verip, nasıl küçük deneyler yapabileceğinizi konuşabilirsiniz. Hatta bana da haber verirseniz çok memnun olurum.

    Support the show

    Más Menos
    14 m
  • Hayatına Küçük Deneylerle Yön Ver (Bölüm.1)
    Dec 8 2025

    Eğer hayatınızda bir değişiklik yapmayı planlıyor ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız bu bölüm size epey yardımcı olacak.

    Bu bölümde:

    • Başarıyı yeniden tanımlayan “deneysel zihniyet”i,
    • Tiny Experiments yaklaşımını ve PACT çerçevesini,
    • Kendi hayatınızda tasarlayabileceğiniz küçük deneylere örnekleri bulacaksınız.

    Birlikte çalıştığımız ekiplerde en büyük zorluk fikirleri hayata geçirmekte. Ömür Doğan Hoca’yla yaptığımız bölümde, Anne-Laure Le Cunff’ın Tiny Experiments adlı kitabından söz etmiştik. Bu kitap bir yandan başarının daha gerçekçi bir tanımını yapıyor, ardından da değişimi küçük parçalara bölerek nasıl deneyimleyebileceğimizi anlatıyor.

    Bölümün ilk kısmında bu yaklaşımın temelini, başarı tanımını ve kullanabileceğiniz araçları anlatıyorum. Sonrasında kendi hayatımdan bir örnek üzerinden, “bir deney tasarlasam bunu nasıl yapardım?” sorusunu adım adım birlikte düşünüyoruz.

    Haftaya bu konuya devam edeceğiz ve erteleme meselesine eğileceğiz. Ayrıca küçük deneyleri iş hayatımızda nasıl uygulayabileceğimize bakacağız.

    Sizin hayatınıza ilişkin sorgulamak istediğiniz hangi kabuller var? Yolunda gitmeyen, küçük bir deneye dönüştürebileceğiniz bir konu geliyor mu aklınıza? Bölümü dinledikten sonra, sadece bir deneyi seçip bana yazarsanız çok sevinirim.

    Support the show

    Más Menos
    13 m
  • der ya Kitap Kulübü ile Anti Kırılganlık
    Dec 1 2025

    Kitap kulübümüzün 59'uncu buluşmasında Nassim Nicholas Taleb'in "Antikırılgan" adlı kitabını konuştuk. Taleb, Wall Street'te risk uzmanı olarak çalışmış bir akademisyen ve yazar. Antikırılgan, belirsizlik ve kaos karşısında sadece ayakta kalmakla yetinmeyen, bu şoklardan güçlenerek çıkan sistemleri anlatıyor.

    Kitap, dayanıklılık ve dirençlilikten öte bir kavram sunuyor: Belirsizlikten ve değişkenlikten beslenen, rastlantılardan faydalanan yapılar. Grubumuz kitabın özgün fikrini çarpıcı buldu. Özellikle küçük dozlarda stres ve belirsizliğin sistemleri güçlendirdiği fikri hepimize farklı alanlarda yansıdı. Aşırı korumacılığın çocukları kırılganlaştırdığı gibi, yapılandırılmış sistemlerin de en küçük hatada çökebileceği görüşünde buluştuk. Lindy Etkisi, opsiyonellik, negatif via gibi kavramların hayatımıza somut örneklerle yansıdığını konuştuk.

    Hemfikir olduğumuz diğer bir konu, Taleb'in anlatım tarzıydı. Dağınık, savurgan yapısı çoğumuzu zorladı, bazılarımız ise tam da bu özgür anlatımı sevdi. Okuma zorluğu nedeniyle kitabın geniş kitlelere ulaşmamasının belki de bilinçli yapıldığı, doğal seçilime inanan yazarın felsefesine uygun olduğu fikri de ortaya atıldı.

    Ben de kendim için şunu not ettim: Antikırılganlık sadece bireysel bir süper güç değil, bağlı olduğumuz ekosistemin, ağların ve kurumların özelliği. Doğru altyapı ve bilgi ağına bağlı olmak, belirsizlikten avantaj çıkarmanın anahtarı. Son zamanlarda çokça dile getirilen az çoktur, yalınlık, sadelik gibi kavramların da daha derin düşünsel bir çerçevesini çizdi kitap.

    Bu bölümde şöyle de bir ilk yaşadık; kulübümüzün müdavimlerinden ve Taleb’in sıkı takipçilerinden olan Yavuz Hocam toplantı saatinde müsait olamayacağını söyleyince, kitabın seçiminde oynadığı rol nedeniyle kendisinden bir video rica ettim. Kendisi de, der ya’nın Pusula Takımı’nın whatsapp grubunda kitap hakkındaki serzenişlerimize cevaben 17 dakikalık bir savunma pardon görüşlerini gönderdi sağolsun, buraya bir kısmını alıyorum.

    Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (02:29) Yavuz Abut, (12:20) Alim Küçükpehlivan, (14:45) Bekircan Kalkan, (16:47) Ebru Başaran, (19:23) Yasemin Karakaya Arslan, (25:38) Didem Güçlü İlgün, (29:04) Belgin Elmas, (30:30) Alim Küçükpehlivan

    Support the show

    Más Menos
    33 m
  • der ya Sinema Kulübü ile Marslı
    Nov 24 2025

    Sinema Kulübü’müzün 25inci buluşmasında yönetmenliğini Ridley Scott'ın yaptığı, başrolünde Matt Damon'ın oynadığı 2015 yılı yapımı "Marslı" adlı filmi konuştuk.

    Film Mars gezegeninde şiddetli bir fırtınada öldü sanılarak ekibi tarafından terk edilen Mark Watney’in hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Watney, elindeki sınırlı olanaklarla, zekasını ve bilgisini kullanarak dünyaya yaşadığına dair bir sinyal göndermeyi başarıyor. Milyonlarca mil uzakta NASA ve uluslararası bilim insanları onun eve dönmesi için uğraşırken, ekip arkadaşları da riskli bir kararın eşiğine geliyorlar.

    Bu filmi, bu ay okuduğumuz Nassim Taleb’den Anti Kırılganlık kitabına eşlik edecek şekilde seçmiştik, grupça filmin bu temaya uygun olduğunda hemfikir olduk. Söyleşimizde de arkadaşlar bu kitaba atıfta bulundular.

    Mark Watney'nin başına gelen felaket karşısında, "Ben burada ölmeyeceğim" kararını verdikten sonra "Bir sorunu çöz, sonra bir diğerini" yaklaşımıyla, büyük problemleri küçük parçalara bölerek üstesinden gelmesi hepimizi etkiledi.

    Bilimin sadece teorik bilgi değil, hayat kurtaran pratik bir araç olduğunu gördük filmde. Watney'nin dışkılardan gübre yapması, pusula kullanarak ikili sayı sistemiyle iletişim kurması gibi yaratıcı çözümler çarpıcıydı.

    Filmin Amerikan perspektifinden anlatılması üzerine de konuştuk. Tek bir insanı kurtarmak için gösterilen küresel çabayı bazılarımız içten bulurken, bazılarımız bu kadar büyük bir operasyonun gerçekçi olmadığını düşündü. Çin-Amerika işbirliği sahnelerini de yapay bulduk.

    Nassim Taleb'in kitabında havacılık örneğini vermesi gibi uzay endüstrisi de anti kırılganlığa iyi bir örnek. Bir kaza bir sonraki uçuşu, seferi daha güvenli kılıyor. Hatalarından ders almayan endüstriler, şirketler için bunu söyleyemiyoruz tabii.

    Sonuç olarak filmi oldukça sürükleyici ve ilham verici bulduk. Her şeye rağmen hayata tutunma gücümüz, bilimin ışığında çözüm üretebilme yeteneğimiz ve en karanlık anlarda bile umudun bizi ayakta tutması üzerine güzel bir söyleşi yaptık.

    (02:29) Ferhan Koca, (04:53) Ebru Başaran, (07:38) Olcay Büyükçapar, (10:14) Uğur İyidoğan, (12:18) Ekin Akkol, (16:16) Ebru Vural, (20:12) Ekin Akkol, (21:42) Olcay Büyükçapar

    Support the show

    Más Menos
    24 m
adbl_web_global_use_to_activate_DT_webcro_1694_expandible_banner_T1