Bartering for Hope in a Post-Collapse Market Podcast Por  arte de portada

Bartering for Hope in a Post-Collapse Market

Bartering for Hope in a Post-Collapse Market

Escúchala gratis

Ver detalles del espectáculo

OFERTA POR TIEMPO LIMITADO | Obtén 3 meses por US$0.99 al mes

$14.95/mes despues- se aplican términos.
Fluent Fiction - Turkish: Bartering for Hope in a Post-Collapse Market Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-24-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Çöküşten sonra farklı bir dünyaya hoş geldiniz.En: Welcome to a different world after the collapse.Tr: Eskiden canlı olan pazar, şimdi dondurucu soğuklarla kaplı, yıkık dökük bir yer.En: The market that was once lively is now a devastated place covered in freezing cold.Tr: Satıcılar, metal yığınları ve eski kumaşlardan yapılmış tezgâhlarının ardında sessizce duruyor.En: Vendors stand silently behind their stalls made of metal scraps and old fabrics.Tr: Herkes, kıt olan kaynaklar için amansız bir mücadele halinde.En: Everyone is in a relentless struggle for scarce resources.Tr: Ece, pazarın ortasında duruyordu.En: Ece was standing in the middle of the market.Tr: Gözleri, kalın giysilerinin altında sakladığı çaresizlikle doluydu.En: Her eyes were filled with desperation hidden beneath her thick clothes.Tr: Kardeşi ağır bir şekilde hastaydı.En: Her sibling was seriously ill.Tr: İlaç bulması gerekiyordu ve hava gitgide soğumuştu.En: She needed to find medicine, and the weather was getting colder.Tr: Emir, bu pazarda uzun yıllardır bulunan deneyimli bir tüccardı. Zorlu pazarlıklarıyla ün yapmıştı.En: Emir, a seasoned trader who had been in this market for many years, was known for his tough negotiations.Tr: Ancak, elinde bulundurduğu pek çok nadir ürünü sakladığı da biliniyordu.En: However, it was also known that he kept many rare products in his possession.Tr: Selin, genç bir toplayıcıydı.En: Selin was a young scavenger.Tr: Çevredeki sırları bilir, her küçük dedikoduyu toplardı.En: She knew the secrets of the surrounding area and gathered every little piece of gossip.Tr: Emir’in güvenini kazanmak istiyordu.En: She wanted to earn Emir's trust.Tr: Onunla gelecekte anlaşma yapmanın yollarını arıyordu.En: She was looking for ways to make deals with him in the future.Tr: Ece, Selin’e yanaştı.En: Ece approached Selin.Tr: "Selin, bana yardım edebilir misin?" diye sordu.En: "Selin, can you help me?" she asked.Tr: "Kardeşim için ilaç bulmam şart. Emir’den alabilirim ama elimde yeterince değerli bir şey yok."En: "I must find medicine for my sibling. I can get it from Emir, but I don't have anything valuable enough."Tr: Selin, Ece’nin gözlerinde çaresizliği gördü.En: Selin saw the desperation in Ece's eyes.Tr: "Emir’le anlaşmak zordur. Ama pazarda değerli ne varsa toplayabilirim," dedi.En: "It's difficult to make a deal with Emir. But I can gather whatever is valuable in the market," she said.Tr: İkili, Selin’in bildiği gizli bir yere doğru yola çıktılar.En: The pair set off towards a secret place that Selin knew.Tr: Eskiden kalma bir gıda deposunda, bozulmamış konserveler buldular.En: In an old food depot, they found unspoiled canned goods.Tr: Ece, Selin’in yardımıyla bunları topladı ve pazara geri döndü.En: With Selin's help, Ece collected these and returned to the market.Tr: Tezgahında soğukkanlı bir şekilde duran Emir, Ece’yi görünce gülümsedi.En: Standing confidently at his stall, Emir smiled when he saw Ece.Tr: "Ne getirdin Ece?" diye sordu.En: "What did you bring, Ece?" he asked.Tr: "Bu konserveleri buldum. Kardeşim için ilaca ihtiyacım var," diye yanıtladı Ece.En: "I found these canned goods. I need medicine for my sibling," Ece replied.Tr: Emir, yiyecekleri inceledi.En: Emir examined the food.Tr: "Güzel ama yeterli değil. Daha fazlasını isterim."En: "Nice, but not enough. I want more."Tr: Ece derin bir nefes aldı.En: Ece took a deep breath.Tr: Tam bu sırada bir fikir geldi aklına.En: Just then, an idea came to her mind.Tr: "Emir, ben sana başka bir şey sunabilirim," dedi.En: "Emir, I can offer you something else," she said.Tr: "Sürekli bir tatlı su kaynağını kontrol ediyorum. Sana su getirebilirim."En: "I manage a constant fresh water source. I can bring you water."Tr: Emir, bu teklif karşısında durakladı.En: Emir paused at this offer.Tr: Su, her şeyden daha kıymetliydi.En: Water was more precious than anything.Tr: "Anlaşıldı," dedi ve başını salladı.En: "Understood," he said, nodding.Tr: "İlacı alabilirsin. Ama devamlı su getireceksin."En: "You can have the medicine. But you will bring water regularly."Tr: Ece, hayatta kalmayı öğrendiği bu zorlu dünyada ilk defa bir umutla gülümsedi.En: Ece smiled with hope for the first time in this challenging world where she had learned to survive.Tr: Anlaşmayı yaptı. Artık hem kardeşini kurtaracak hem de Emir’le bir ortaklık kurmuştu.En: The deal was made. She would save her sibling and establish a partnership with Emir.Tr: Pazarın soğuk havasında bile bir sıcaklık hissetti.En: In the cold air of the market, she felt a warmth.Tr: Artık Ece, pazarlık yeteneklerine ...
Todavía no hay opiniones