A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls Podcast Por  arte de portada

A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls

A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls

Escúchala gratis

Ver detalles del espectáculo

OFERTA POR TIEMPO LIMITADO | Obtén 3 meses por US$0.99 al mes

$14.95/mes despues- se aplican términos.
Fluent Fiction - Turkish: A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-16-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: Kapalıçarşı'nın rüzgârla dans eden sokaklarında yine bir kalabalık vardı.En: There was yet again a crowd in the streets of the Kapalıçarşı, where the wind danced.Tr: Her köşe bir hikaye, her tezgâh farklı bir ses... Emir, ailesinden miras kalan bu küçük dükkânında müşteri bekliyordu.En: Every corner had a story, every stall a different sound... Emir was waiting for customers in this small shop, inherited from his family.Tr: Emir'in gözü, ışıltılı lambaların altında parlayan halıya takılı kaldı.En: Emir's eyes lingered on the carpet glistening under the sparkling lamps.Tr: Bu halı, tıpkı ailesinin diğer eserleri gibi, özel bir işe sahipti.En: This carpet, like other artifacts from his family, had a special craftsmanship.Tr: El yapımı, nadir bir parça.En: Handcrafted, a rare piece.Tr: Emir için sadece bir halı değildi; bir sanatın mirasıydı.En: For Emir, it was not just a carpet; it was the legacy of an art.Tr: Bir süre sonra dükkânın kapısından Leyla girdi.En: After a while, Leyla entered through the shop's door.Tr: Leyla, İstanbul'un büyüsüne kapılmış, sanata aç bir genç kadındı.En: Leyla was a young woman captivated by the magic of Istanbul, eager for art.Tr: Yıllardır hayalini kurduğu küçük galerisini yeni açmıştı.En: She had just opened the small gallery she had dreamed of for years.Tr: O gün, başka bir amaç için buradaydı.En: That day, she was there for a different purpose.Tr: Galerisi için bir hazine arıyordu.En: She was searching for a treasure for her gallery.Tr: Leyla'nın gözü hemen Emir'in dikkatle sergilediği o nadide halıya takıldı.En: Leyla's eyes immediately landed on the rare carpet Emir was carefully displaying.Tr: Renkler ve desenler, onu adeta çekim alanına sokmuştu.En: The colors and patterns seemed to draw her in.Tr: İşte, aradığı parça buydu.En: This was the piece she had been looking for.Tr: "Siz bu halıyı nerede dokuttunuz?"En: "Where did you have this carpet woven?"Tr: diye sordu Leyla.En: Leyla asked.Tr: Emir, gururla alın yazısını şöyle yanıtladı: "Bu halı, Türk ustaları tarafından aylarca ilmek ilmek dokundu.En: Emir, proudly responded, "This carpet was woven by Turkish craftsmen, knot by knot, over months.Tr: Her bir deseni, özenle seçildi."En: Each pattern was meticulously chosen."Tr: Leyla, "Hakikaten çok güzel, ama bütçem kısıtlı," dedi.En: Leyla said, "It's truly beautiful, but my budget is limited."Tr: Emir duraksadı.En: Emir paused.Tr: Yıllardır pazarlık yapıyordu ancak bu defa farklıydı.En: He had been bargaining for years, but this time it was different.Tr: Leyla'nın gözlerinde halıya olan sevgisini gördü.En: He saw the love for the carpet in Leyla's eyes.Tr: Onu bu kadar çok istemesi Emir'i gururlandırdı.En: Her desire to have it made Emir proud.Tr: Leyla devam etti, "Bu halı, açtığım galeri için bir dönüm noktası olabilir.En: Leyla continued, "This carpet could be a turning point for the gallery I just opened.Tr: İzleyen herkes, bu zanaatkarlığın ve sanatın ne kadar büyüleyici olduğunu görecek."En: Everyone who sees it will witness how mesmerizing this craftsmanship and art is."Tr: Emir, Leyla'nın sözleriyle derinden etkilendi.En: Emir was deeply moved by Leyla's words.Tr: Kadının tutkusu, işine olan saygısı kıymetliydi.En: Her passion and respect for his work were valuable.Tr: Kendi ailesinin mirasını sürdürmenin başka bir yollarını da keşfetmiş gibiydi.En: He felt as though he had discovered another way to continue his family's legacy.Tr: Sonunda Emir, "Anladım, Leyla Hanım.En: Finally, Emir said, "I understand, Leyla Hanım.Tr: Sizin gibi bir sanatseverin elinde bu halı daha değerli olacak," dedi ve fiyatta Leyla'nın bütçesine uygun bir indirim yaptı.En: In the hands of an art lover like you, this carpet will be more valuable," and he offered a discount that fit Leyla's budget.Tr: Leyla parmaklarına inandığı parçayı sevinçle paketledi.En: Leyla wrapped the piece she believed in with joy.Tr: Leyla, dükkândan çıkarken kalbinde tatmin ve ilham vardı.En: As Leyla left the shop, her heart was full of satisfaction and inspiration.Tr: Emir ise, işinin gerçek değerini bir başka gözle görmüş olmanın mutluluğuyla geride kaldı.En: Emir, on the other hand, was content to have seen the true value of his work through another's eyes.Tr: İkisi de o gün bir şeyler kazanmıştı; Emir, işine olan sevgi ve tutkusunu; Leyla ise, sanat için bir eser kazanmakla bitmeyen o heyecanı.En: Both had gained something that day; Emir, the love and passion for his work; Leyla, the never-ending excitement of acquiring...
Todavía no hay opiniones