Kazoo Serenade: A Melody Through Airport Security Podcast Por  arte de portada

Kazoo Serenade: A Melody Through Airport Security

Kazoo Serenade: A Melody Through Airport Security

Escúchala gratis

Ver detalles del espectáculo

OFERTA POR TIEMPO LIMITADO | Obtén 3 meses por US$0.99 al mes

$14.95/mes despues- se aplican términos.
Fluent Fiction - Turkish: Kazoo Serenade: A Melody Through Airport Security Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-13-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsimi, İstanbul Atatürk Havalimanı yine hareketliydi.En: The winter season was bustling again at İstanbul Atatürk Havalimanı.Tr: Yeni Yıl seyahati nedeniyle terminalde adeta bir insan seli vardı.En: Due to New Year travel, the terminal was practically a sea of people.Tr: İçi dolu valizler, yorulmuş çocuklar ve aceleci yolcular her yeri doldurmuştu.En: Packed suitcases, tired children, and rushing passengers filled every space.Tr: Kerem, terminalin ortasında durdu.En: Kerem stood in the middle of the terminal.Tr: Üzerinde uçuş kartı olan ceketini düzeltti.En: He adjusted his jacket with the boarding pass on it.Tr: O bir müzisyendi; canlı, mutluluk saçan ve bazen biraz unutkan.En: He was a musician; lively, happiness-spreading, and sometimes a bit forgetful.Tr: Bugün önemli bir konser için uçağını kaçırmamalıydı.En: Today, he shouldn't miss his flight for an important concert.Tr: Havalimanının modern mimarisine bakarken derin bir nefes aldı.En: As he looked at the modern architecture of the airport, he took a deep breath.Tr: Görev başındaki Elif’i fark etti.En: He noticed Elif on duty.Tr: Elif, bu kalabalıkta düzen sağlamaya çalışan güvenlik görevlisiydi.En: Elif was the security officer trying to maintain order in this crowd.Tr: Yorgun ve stresli görünüyordu; gün bitmek bilmiyordu.En: She looked tired and stressed; the day seemed never-ending.Tr: Kerem güvenlik kontrol noktasından geçerken, "Hadi bakalım," diye kendi kendine mırıldandı.En: As Kerem passed through the security checkpoint, he murmured to himself, "Here we go."Tr: Sırayı beklemek can sıkıcıydı ama mecburdu.En: Waiting in line was annoying, but it was necessary.Tr: Tam valizini x-ray cihazına yerleştirdi ki Elif'in dikkatli bakışlarıyla karşılaştı.En: He had just placed his suitcase on the x-ray machine when he met Elif's attentive gaze.Tr: Kerem’in çantasında olağandışı bir şey fark etmişti.En: She had noticed something unusual in Kerem's bag.Tr: Bir kazoo!En: A kazoo!Tr: Elif, kazoo’yu dikkatle inceledi.En: Elif examined the kazoo carefully.Tr: Şüpheli bir durum vardı.En: There was a suspicious situation.Tr: Acaba bu zararlı bir eşya olabilir miydi?En: Could this be a dangerous item?Tr: Durumu dikkatlice inceledi ve daha fazla kontrol gerektiğine karar verdi.En: She examined the situation carefully and decided that more scrutiny was necessary.Tr: "Bu ne?"En: "What is this?"Tr: diye sordu Elif, Kerem’in dikkatini çekerek.En: she asked, catching Kerem's attention.Tr: Kerem gülümsedi, "Aa, o benim kazooum!"En: Kerem smiled, "Oh, that's my kazoo!"Tr: dedi neşeyle.En: he said cheerfully.Tr: Ama Elif ona ciddiyetle baktı, anlamaya çalıştı.En: But Elif looked at him seriously, trying to understand.Tr: Kerem ne yapacağını düşündü.En: Kerem thought about what to do.Tr: Zaman azalıyordu ve uçağını kaçırma riski vardı.En: Time was running out, and he was at risk of missing his flight.Tr: Aniden bir fikir geldi aklına.En: Suddenly, an idea came to him.Tr: "Bekleyin, göstereyim," dedi Kerem ve kazoo’yu çalmaya başladı.En: "Wait, let me show you," said Kerem, and he started to play the kazoo.Tr: "Twinkle, Twinkle, Little Star" melodisi terminalde yankılandı.En: The melody of "Twinkle, Twinkle, Little Star" echoed in the terminal.Tr: Elif başta şaşırdı ama sonra gülmekten kendini alamadı.En: Elif was initially surprised but then couldn't help but laugh.Tr: Ahmet adında bir yolcu sırada Kerem’i izliyordu.En: A passenger named Ahmet was watching Kerem in line.Tr: O da gülümsemeye başladı.En: He also started to smile.Tr: Havalimanındaki herkes bu komik durumu izliyordu.En: Everyone at the airport was witnessing this funny situation.Tr: Bir an için herkes Kerem’in performansına kapıldı.En: For a moment, everyone was captivated by Kerem's performance.Tr: Sonunda Elif, "Tamam, anladım!En: Finally, Elif said, "Okay, I understand!Tr: Geçebilirsin," dedi gülerek.En: You can go through," with a laugh.Tr: Kerem, güvenlik kontrolünü geçmişti.En: Kerem had passed the security check.Tr: Ahmet’e döndü ve "Bir tane de sen ister misin?"En: He turned to Ahmet and asked, "Would you like one too?"Tr: diye sordu, cebinden bir yedek kazoo çıkararak.En: pulling out a spare kazoo from his pocket.Tr: Ahmet şaşkınlıkla kazoo'yu aldı ve gülümsedi.En: Ahmet took the kazoo in surprise and smiled.Tr: Kerem uçağına yetişti ve konserinde unutulmaz bir giriş yapmayı başardı.En: Kerem caught his flight and managed to make an unforgettable entrance at his concert.Tr: O artık müziğin ve mizahın gergin anlarda nasıl rahatlama sağlayabileceğini biliyordu.En: He now knew how music and humor ...
Todavía no hay opiniones